Özgurluklerin sorumluluklarını taşıyabilmek
Her zaman bana ilginç ama bir yandan da itici gelen bir şey vardı: Özellikle Avrupalıların çocuklarını 17-18 yaşlarında, deyim yerindeyse “evden kovması”. Şimdi ise fikrim değişti: İticilik bir yana, bir birey olabilmek için bu bir insana yapılabilinecek en güzel şey olmalı.
Çevremdeki insanlar özgürlüklerine düşkünler, ben de. Ama çoğumuz özgürlüğü kaldırabilecek karakterde insanlar değiliz. Nedeni umursamaz olmamız. Sinirlenip elinizdeki bardağı yere atıp kırabilirsiniz, önemli değil çünkü yarın gidip yerine yenisini alırsınız. Hayatınızda köklü hiçbir şey değişmez. Bardak yerine bir insanı koyarsanız ise durum tehlikeli. Bir insanın psikolojisini bozar, sonra onun ailesinin psikolojisini bozar, arkadaşlarının psikolojisi bozar, maddi ve manevi yıkımlara yol açabilir, bir ürünün fail etmesine ve hatta dünya tarihinin değişmesine neden olabilirsiniz.
İnsanlarla oynamak çok zor bir sanat. Bunu itiraf ediyorum çünkü beynimin sağ tarafını kullanmaya yeltenmemeyi bir marifet olarak görüyordum. Ama hayat kollektif bir yer, çevremizdeki insanları mutlu edebildiğimiz kadar mutlu olabiliyoruz. Her kim olursak, ya da her ne durumda olursak olalım çevremizdeki insanların yerine kendimizi koymayı deniyelim. Anlamasak da anlamaya çalışarak. Çünkü özgürlüklerimiz insanlara zarar vermedikçe özgürlük. Bunun farkındalığına ne kadar erken varabilirsek o kadar iyi. O yüzden 18 yaşında tek başına bırakmak kuralını uyguluyorlar birileri. Her zaman sana kol kanat gerip, seni koşulsuz seven insanların olmadığı bir dünyada yaşımayı becerebilmek için. İnsanlara sadece insan olduğu için değer verebilmemiz için.
Daha fazla dinlemek, gözlemlemek ve davranışlarımızın sonuçlarına katlanabilmek lazım. Bir haftada değişebildim diyemiyorum, ama artık daha bilinçliyim. Davranışlarımın sonuçlarından kaçmak istemiyorum.



